Değişim Cesaret İster

cesaret, değişim, düşünme, istemek, mutluluk, psikoloji, psikiyatri, psikolog, psikoterapi

"Sinirim bozuk olduğu zamanlarda yaptığım gibi yine bir gece sabahlamaya karar vermiş odamda oturuyordum. Etrafta bitmiş tütsüden geriye kalan sandal ağacı kokuları, son zamanlarda en sevdiğim şarkılardan oluşan bir playlist, elimde şekersiz kahvem ve abur cuburlarımla. Takılmışım bir konuya düşünmeden duramıyordum. Saçmalamıştım yine bir şekilde ve bunun temelinde yatanı bulmaya karar vermiştim o gece. Sabaha kadar buldum buldum, yok bulamazsam güneş doğar doğmaz aramayı planlıyordum Didem’i. Düşünme sınırlarımı zorlayana kadar oturdum bir başıma. Saat sabah 4’e geliyordu ve dayanamadım aradım. Onu aradım çünkü o anlar beni, fikirlerimiz genelde her konuda aynıdır. Diğerleri gibi yargılamaz beni veya eleştirmez. Uykulu bir sesle açtı telefonu (doğal olarak), şaşırmış, korkmuş bir şey mi oldu diye. “Sence yanlış mı yapıyorum” diye söze başladıktan sonra devamı geldi. Onun da uykusu kaçtı tabi ki, (belki içinden demediğini bırakmamıştır), dinledi, dinledi ve dinledi. Sonra o konuşmaya başladı, tahmin ettiğim şeyleri söyledi hep, uzun uzun açıklamalar yaptı bana, aynen düşündüğüm gibi. “Doğruyu yapıyorsun, vazgeçme” dedi. Mutlu oldum, rahatladım. “Demek ki boşuna yiyip bitiriyorum kendimi, kusura bakma seni de kaldırdım ama başka çarem yoktu, senle konuşmam gerekiyordu, iyi geceler…” dedim ve kapattım telefonu. Çalan şarkıya eşlik ettim biraz daha. Kahvemi bitirdim ve yatağıma uzandım. Daha rahattım ve uyumaya hazırdım."

Bu olay seneler evvel yaşandı. O sıralar bu tip durumları çok yaşadım ve hep aynı şeyler oldu, Didem’le paylaştım. Ama sonraları fark ettim ki ben ona içimi döktükçe sadece o an için rahatlıyorum ve benzeri bir durum yaşanınca tekrar vicdanım rahatsız oluyor. O kadar çok düşündüm ki sorun nedir diye artık bir yerden sonra düşünme tuşunu off a çevirmek istedim. O sıralarda da -Sainte Pulcherie’nin bana öğrettiği güzelliklerden biri olan- Camus’ye merak salmıştım ve onun da şu cümlesini okuduktan sonra her şey yavaş yavaş yerine oturdu:

“Çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz.”

Bu cümleyi okuduktan sonra bir süreliğine kitabı başucuma geri koydum ve düşündüm. İşte problemim buydu, değişmekten, zayıf yönümün ortaya çıkmasından korkuyordum. Sahiden hepimiz böyle yapmaz mıyız? Bazen her problemimizi konuştuğumuz kişi aynıdır bazense farklı ama hep kendimize benzettiğimiz, aynı şeyleri yaşadığını bildiğimiz, çok eleştirmeyen insanlara koşarız. “O beni anlar”, “ O da bu yollardan geçmişti” deriz ama derinlerde bir yerde aslında değişmekten korktuğumuz için aynı düşüncelere sahip insanlara dökeriz içimizi. Farklı düşünen biriyle konuşmak istemeyiz, “O anlamaz” deriz, aslında “o” da anlar ama düşünceleri farklı olduğu için bizi değiştirmesinden korkarız. İstemeyiz çünkü farklı biri olmayı ya da aslında farklıyızdır ama altlarda uyuyan benliğimizin ana hatlarına bir türlü ulaşamamışızdır. Ulaşınca neler olacağını bilememekten korkmuşuzdur, kim bilir? Hâlbuki farklı bakış açılarını dinlesek ve kaygılanmasak değişimden, belki de çektiğimiz bu acılar yerini büyük bir rahatlamaya bırakacak. Kendimiz olacağız! Şimdi de “Benle aynı düşünceleri paylaşan biriyle konuştuğumda da çok rahatlıyorum” diyeceksiniz. O rahatlama “vicdan” rahatlığı olabilir sadece, “ Bak o da senin gibi düşünüyor demek ki haklısın” der sana omzundan bakarken. Ama değişmek için çabalayan birinin yaşayacağı rahatlık ise bambaşkadır. Değiştirdiği düşünceyi kapatmış koymuştur bir kutuya ve kaldırmıştır dolabının en üst köşesine. O istemedikçe açılmaz o kutu ve böylece daha rahat olur insan, daha özgür hisseder kendini, o düşüncelerin keskin sınırları arasından sıyrılır gider…

Kimse değişimin mutlu sonla biteceğinin garantisini veremez tabi ki, ama denemeden bunu bilemeyiz. Bu bir seçimdir, yapılan seçimle bir şeylerden vazgeçeriz. Ben birçok şeyden vazgeçtim, birçok şeyi yeni yeni görmeye başladım. Üzüldüm onca sene bunları görememiş olmama. Kolay mı oldu? Tabi ki çok zor oldu, hatta birçok şey de zor olmaya devam ediyor ama değişimin olmadığı bir hayat bir nevi tutsaklık gibidir. Bütün bunların yanında da en önemlisi, kişinin değişimin bilincinde olmasıdır. Bu da bir başlangıçtır…

Yazar: Psikolog Neslihan Güngör